13.1.10

Kaybettim Seni

Saklanan bazı eşyalar vardır, öyle bir saklanır ki, kendi sakladığımızı kendimiz bulamayız. Sonra sinirden kendimize kızarız.
Elimizden gelse bir tokat atmak isteriz aynada ki çehremize ama insan bir kendine öyle ağır tokatlar atamaz.
Canı acır bilir.
Sadece ellerimizi sıkarız. Yada söylenir dururuz. En ağır sözleri söylemekten hicap eder, şiddeti az cümlelerle geçiştiririz bu halimizi.
İşte sen de öyle bir kayıpsın yaşamımda, ne zamandır arıyorum yoksun. Biliyor musun?
Ben kaybettiğim eşyalarımın yerine hep yenisini bıraktım. Zamanla önemini yitirdiklerinden unutup gittim çoğunu. Hasbelkader çıkarlarsa bir gün karşıma, öylesine gülüp geçtim. Sadece bulundukları yere şaşırdım. Şimdi arıyorum en son kaybettiğimi...
Dua et erken bulayım seni.
saadet bayri

9.1.10

Seni Sevmiyorum

Değişik bir halim var bugünlerde.
Yorgun desem değil, kırgın yada kızgın...
Belki mutsuz yada çok mutlu... Yok hiçbiri değil.
Bu halimin evveli yok, mazisi yok, acısı- yarası hiç yok. Bu sebepten ismi de yok. Bence bir rüya bu yoksa her saniyesinde bir iç geçirme olmazdı ve kaybetme korkusu bu denli içimi acıtmazdı. İnsan rüyada olduğunu bilmezmiş diyorlar.
Sahi gerçek olduğunu bilince ne değişir ki..
Yaşım genç değil ama beylik laflar edecek kadar da yaşlı değilim. Ancak her sela sesi beni derin derin sızlatıyor.
Ve nedense artık daha önce sayfa sayfa anlattığım şeyler hakkında şimdi bir tek cümle kuramıyorum.
Ben senden önce hiç kaybetme korkusunu yaşamadım.
Bu öyle bir şey ki; tarifi yok hiç bir dilde. Bu öyle bir duygu ki mutlu olmamışım diyorum, sana her baktığımda. Yüzüne baktığımda sadece gözlerim doluyor, ellerim titriyor saçlarına dokunurken ben sana seni çok seviyorum demekten korkuyorum artık..
Neden biliyormusun?
Çünkü insan çok sevdiğiyle imtihan olurmuş ve ben seni kaybetme korkusuyla yalan söylüyorum.
Biliyor musun ben seni hiç ama hiç sevmiyorummmmmmmmmmmmmm
saadet bayri

18.10.09

Çizdim yürekleri

Ellerim titrerken dokundum yüreğine tüm sevdiklerimin.
Bundan olsa gerek tüm dokunduğum yüreklerde benim parmaklarıma ait çizikler var.
Kırık olsa belki vazgeçebilirdim.
Çatlasa onarmaya çalışırdım ama bu başka bir şey tamiri yok, telafisi mümkün değil
Üzgünüm.
saadet bayri

Hoşgeldin

Hoşgeldin ey yürek içre sevgili...
Ne iyi ettin de geldin.
Gelişinle kışımı beyaza döndürdün.
Yağmurlara ıslak bir şarkı söylettin.Gökler beyaz çiçekler döktü saçlarıma ve bu şehrin caddelerini beyaza boyadı.
Hoşgeldin ey yar...
Sen yüreğimde fanusu olmayan lambasın. O kadar narin ve hassassın ki; en küçük esintide savrulup duruyorsun. Şimdi sen tükenme diye tüm çabam. Kapanmışım üzerine nefes almaktan bile korkar bir haldeyim. Tüm pencereler kapalı,kapılar örtülü, sen geldin artık banane yaşamdan.
Hoşgeldin ey uğruna bir ömür verilen aşık...
İyiki geç geldin, akıl başta, yürek yerinde iken geldin. Yoksa uğruna yakardım gençliğimi ama sen tam zamanında geldin.
Ey sevgili hoşgeldin ve ne iyi ettin de geldin...
saadet bayri

5.9.09

Sırrım Esirimdir Artık

Sır iki sınır arasında sıkışmış bekliyor.
Beklediği sadece bir "ah"...
Bunca gün oldu sabırsızlandıkça sabırsızlanıyor.
Zira şikayet henüz dilime kadar gelemiyor.
Firari bir sevda taşıyor yüreğim, kıvrandıkça kıvranıyor.
Ateşe vermiş tüm caddelerimi...
Burnuma ciğerimden yanık bir koku geliyor.
Halim pürmelâl...
Ben "beli" deyip, eğdiğim gün başımı sevdaya, ihbar ettim kelimerin hepsini. İstesem de, çıkıp gelemezler imdada...
saadet bayri

30.7.09

Ben sürgünüm

Ben bir sürgünüm, kendi içimde kaybolmuşum.
Bir gönül rüzgarı esmiş savurmuş bir kıyının en tenhasına... Ne gelen var ne selam gönderen. . Bir kaç kayık var yakınımda, onlarda terkedildikleri zamanı unutmuşlar. Bir deli rüzgarın sesiyle dalıp dalıp gidiyorlar.

Sanırdım ki insan unutulunca mahvolur, meğer çok sevilmek te bir imtihanmış.

Tıpkı yusuf gibi... Sevilirken düşmemiş miydi Mısır'ın en tenhasına Yusuf?

Sevilirken itilmemiş miydi en uzağına aşkın?

Derken

Arada sular değiyor yüzüme, ayaklarım ıslanıyor ama arada.

Çok sevilmişim, ondanmış bu sürgünüm. Tüm gözlerden uzak olmalıymış, tek bir gözün baktığı yerde olmalıymışım. Sorgularım bitmiş, sesim kesik, kaderime rıza makamındayım...

saadet bayri

11.6.09

Nadasa Bıraktım Kelimeleri

“İnsan üç beş damla kan. Irmak üç beş damla su…” diye devam ederken şair, inceden inceye nasıl da dokundurur kelimelerini bam telimize.
En ihtiyacımız olduğu anda yetişir şiirler, mısralar imdada ve insan içli içli söyler daha önce hiç tekrarlamadığı sözleri. Ve “he ya” der neden sonra, birkaç damla ıslatınca yanaklarını.
Nadasa bırakır bazen insan bütün duygularını. Bir “an” bekler, öyle ki; her şeyi, ama her şeyi anlatacağını sanır o anın içinden. Ama her zaman istenen, olmuyor. Nice kelimeler dile kadar gelir ve dişlerin arasında ezilip, paramparça olur. Yani boğazı aşmakta yetmiyor.
Konuşmak her zaman insana ait bir fiil gibi gözükse de, her şeyiyle insanın iradesine verilmiş olduğunu bilsek de, susmak ta bir irade sınavı olur kimi zaman. Kelimeleri nadasa bırakıp, dinlemek dinlemek…
Kulağa değen binlerce sesi ilk defa duyuyor gibi, heyecanlanmak ve öylece salınmak zamanın kollarında… Ve arada, hayıflanıp, “ hey gidi yıllar “diyerek, giden senelere hem sevinmek, hem içlenmek. Zira gidenler ve gelenler diye ayırır zaman elindekileri.
Ve öyle bir mu'cizeyle “merhaba” der ki, gelene sevinirken, gidene üzülmek unutulur. Uzun bir ayrılık bırakır kendiyle arasına insan. Her zaman başkasından ayrılmaz yürek, kişi kendine de gurbet gözüyle bakar. Ve “Bu ben miyim?” diye şaşırır, aynalarda gördüğü surete. Sonra ellerinden kayıp giden zamana hayretle bakar.
**
Mevsim yaz. Yavaş yavaş sıcaklık hissettirmeye başlarken kendini, bir burukluk çöktü inceden içime. Nedendir? Diye soramadığım bir olgunluk girdi kendimle arama. İçimdeki çocuk hâlâ seksek oynamak için, tebeşir arasa da…
Salıncaklar gözlerimin içine “gelsene” der gibi baksa da. Şimdilerde erteledim, kendime ait her şeyi. Bir başkası için yaşamanın ne demek olduğunu anılamaya çalışıyorum sessizce. Yıl Eylülle başlar bende. Şimdilerde zaman on tane beyaz bırakıp gidiyorsa saçlarıma. Ben her tele bir ömür yüklemişim, onları uğurlama telâşıyla oradan oraya koşuşturuyorum.
Zira yirmili yaşları geride bırakırken, artık gençlik çağı şakaklarında karlarla çıkıyor karşıma. “Dur artık. Biraz soluklan” der gibi yerleşiyor ömür tahtıma.
Ve ben şair’in dediği gibi diyorum: “Ömrüm olduğunca, gönül tahtıma keyfince kurul” Bir bal kabağına dönüşüyor sanki bütün yaşadıklarım, acısıyla tatlısıyla bütün keşkelerim siliniyor hafızamın çeperlerinden. Boş vermişliklerime bir perde çekiliyor.
Ve ben bir ilkin heyecanıyla yanıp kavruluyorum. Desem ki; diye başlayan cümleler üç noktayla sonuçlanıyor. Bir türlü tam cümleler kuramıyorum.
Ben galiba biraz hüzün biraz, sevinç, en çok ta şaşkınlığımı kendime duvak yapmış, bir yaz akşamında sallanan sandalyeme oturmuş, yıllardan demlediğim bir çayla, bir oraya bir buraya salınıp, yitip gidiyorum. Ve yıllar sonra elime aldığım bir günlüğe, her günün notunu düşüyorum.
Olur da bir gün merak edilir diye anımı, geleceğe mühürlüyorum.
Saadet Bayri

18.5.09

Mahkumum Üzgünüm

Bütün çizgilerimi aynalara emanet bıraktım, tepkisizim.
Manasız bir çehreyle dolaşıyorum; ne hüzünlerim ortada, ne sevinçlerim.
Yine de çocuksu bir heyecan var içimde, küçücük umutların peşine takılmış, gökyüzüne uçurtmalar uçurmuşum. Kaç ummanlık hasretleri feda etmişim, gökyüzünün dipsiz genişliğinde.
Bir bakış bırakmışım, en mahremime, en edebinden.
Sonra erimişim bir tek âhından.
Konuşma hakkımın kırıntılarını dökmüşüm gelirken ardıma.
Bir mahkum sıfatıyla dolaştırılıyorum bu sebepten elden ele...
Anlatmaya mahkumum ama sözleri tükettiğimden, bir tek kelime söyleyemedim nicedir.
Üzgünüm...
saadet bayri

Yaz Geldi...

Yaz geldi ama senin haberin yok.
Adını fısıldar her sabah kuşlar, ben duymamazlıktan gelirim inadına. Tek başına hatırlamak,bir şeyleri alıp götürür. Ben öylece bakakalırım hatırladıklarımın ardından ve "hey gidi yıllar" der, içten içe dertlenirim.
Rüzgar içimde inceden yanan bir alevi harlar. Ve benim başağrılarım başlar. Sabahlara kadar sızım sızım sızlarım. Yürek ağrısını ben bu ağrılardan sayarım. Beyaza boyanmış saçlarımı toplar, gözlerimi sımsıkı kaparım. Ben her yaz bir başkası olur, avareliği başıma taç yaparım.
Erken açan lalelere üzülür, dökülen çiçeklere kızarım.
Kâh deniz olur, başımı taştan taşa vururum.
Kâh martı olur, acı acı inler, koca denizde konacak bir yer bulamam.
Ben bu hale neden?
Nniçin? gelirim hiç sormam.
Ben sadece yaşar ve ağlarım...
Saadet Bayri

5.5.09

Vuslata Az Kala

Zaman alabildiğine yavaş...
Koşması gereken anlarım da durmuş milim milim ilerliyor..
Beklemenin ne denli önemli olduğunu öğretiyor her tik tak sesi.
Yaz mevsimi hiç bu kadar kıymetli olmamıştı gözümde, bir mucizeye tanık olacağımı bilmek içimi inceden sızlatıp, kelebekler uçurtuyor yürek odalarımda.
Düşlerim karman çorman bugünlerde.. Çift kişilik rüyalardan tek kişi uyanıyorum ve tebessüm ediyorum içimdeki kıpırtılara.
Var edene defalarca şükredip, her gün bir yaratılışa şahit ediliyor olmak, anlamlı kılıyor her anımı.
Seçilmiş görüyorum kendimi ve defalarca şükre değiyor dilim.
Bir dokunuş kadar yakınmda iken, bir o kadar uzaklaşıyor çok sevdiğim.
Ve aslında yakınlığın bile göreceli olduğunu hissettiriyor, bu kıpırdanışlar şimdilerde...
Tüm doğrularım tek tek değişirken, öğreniyorum; insan yeniden başlıyor yaşama küçük bir damlayla.
Sıcacık bir nefes, üşütüyor içimi iyiden iyiye...
Bekliyorum, kimbilir vuslat hangi tarihin içinde.
Saadet Bayri