16.8.16

YAZ KALEM

Yaz kalem…
Daha dün gibi gelen miadımı yaz. Bu dünya hanına misafirliğimi… Gözlerimin içine bakan annemi, gülüşümü bekleyen babamı yaz mesela. Her türlü sıkıntısına rağmen, bir tebessümümle huzura kanat çırpan o kadını yaz. Koşarak geldiğim okul yolundan, beni kapılarda karşılayan; içimin tüm coşkusunu, heyecanını yüreğine koyduğum, sevdiğim ilk adamı yaz önce. Ve aslında tarihimin nereden başladığını hatırlat.

Yaz kalem…
Tek başına başladığım bu serencamıma ilk eklenen mecburi dostlarımı, kardeşlerimi yaz. Kavgalarımızı, paylaştıklarımızı, bir şehrin kapısında bıraktığımız çocukluğumuzu yaz önce. Birlikte geçirdiğimiz günleri ve hiç ayrılmayacağımızı sandığımız senelerimizi de yazmayı unutma sakın. Birkaç kahkaha, birkaç damla hüzün de eklemeyi unutma.

Yaz kalem…
İlk adımlarımı hatırlat bana. Düşe kalka ne zaman başladığımı, bu yolu yürümeye. İlk nerede aktı gözyaşım? Saçlarımı çeken o küçük kızın yüzü silik bir hatıra, onu da çiz bana. Hiç kimse eksik kalmasın hatıralarımda. Sonra bütün kahkahalarımı topla sokaklardan. Not düş ki, tecrübe heybelerim ilk nerede dolmaya başladı, bileyim.

Yaz kalem…
Ne zaman çift çift atladığımı seneleri… Daha dün gibi hatırımda kalan sırdaşım okul sırama, oturuşumu... Dostlarımı yaz bana… Hiç ayrılmayacağımızı sandığım okul arkadaşlarımı yaz. Hiç taşınmam sandığım o küçük evi de sıkıştır araya. Su birikintilerine basarkenki çığlıklarımı da ekle hatıra niyetine. Ve büyüyünce anlattığım hayallerimi de yaz. Yaz ki neleri tarihe gömmüşüm, anayım…

Yaz kalem…
Büyürken anlam yüklediğim şehirleri yaz. Yükleye yükleye anlamını içimde büyüttüğüm şehrin gamsız sokaklarında dostluğun zehirli iksirini içişimi de yaz… Sahi, sadakat diye uzattığım umarsız pencerelerin hangi pervazından içmişim zehirli iksiri? Sahi, vefasızlık şehrin adıyken, diğer adı da maskeli insanlar kumpanyası mıydı? Sadakat denen duygu maskelere takılmış bir süsten mi ibaretti? İhanetin şaşkınlığına bürünen yüreğime değen ibret nazarını nasıl yazacaksan, gözlerimden dilime vuran sessizliğin sırrını da öylece yaz. Ta ki hiç konuşmadan nasıl konuşulur, ben de bileyim.

Yaz kalem…
Dostluk denen o kutsal mabedi ilk kimlerin taşladığını… Ya da ben hangi kapıda unuttum güvenimi, onu yaz... Hangi kuytu köşede bıraktım, bir çırpıda inanıvermeyi… Yaz sen yine de: Affetmek erdemdir; ama unutmak aptallıktır!

Yaz kalem…
Ömrümün ikinci baharına giriş yapmışken, sen birinci baharı yaz. Yaz ki, unutkanlık denilen o illet, bu bahara da bulaşmasın. Yaz ki, affetmek için izin isteyen vicdanım, bu defa cüret etmesin.

Yaz kalem...
Geçmişin yazılarını, geleceğimin duvarlarına kazı ki, her geçtiğimde göreyim ve "Müslüman bir delikten üç kez ısırılmaz" hakikatini, bu baharın ilk çiçeği yapayım.

Saadet BAYRİ

Hiç yorum yok: