25.2.10

Aşkkkk


Önce isim çekti ilgimi, devam ederken de yazılan herşey...
ASlında kitap daha uzayacak gibi bir his vardı sonlara yaklaşırken. Yada sonunda herşey açığa çıkar diye de beklemedim değil hani.
Derken Şemsin eşine karşı zalimliğini hiçbir tasavvuf terimi açıklayamaz. Yada bayanlarla futursuzca konuşmaları.
Her ne kadar roman, kurgu diye geçsede, kullanılan kişiler ve olaylar gerçeğin ta kendisi.
4o tane kural da acaba kırk günlük riyazetin tarifi mi dersiniz?
Yinede okumanızı tavsiye ederim güzeldi..

***Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. AŞK’ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.**

3 yorum:

Adsız dedi ki...

* * *

Bu konularda kalem oynatmak için Tanrı'ya veya bir dine inanmak gerekmediğini bilenlerdenim. Sanatçıyı yücelten, dine değil, sanata inancıdır. Sanatın sınırlarına saygıdır.

Sanata inanç sözkonusu oldukta, ateist bir edebiyatçının, André Gide'in DAR KAPI'sını hatırlamamak mümkün mü?

Gide, inanmadan da kutsalın anlatılabileceğini gösteren büyük bir edibdi.

Kim demiş ki Tanrı'ya âşık olmak için O'na inanmak gerekir diye? Bilâkis en inançlı insanlar, kalpleri kuşkuyla yanıp kavrulanlar arasından çıkar; şüphe girdabında nefes bile alamayanlar arasından... inanıp inanmakta kuş gibi ürkek davrananların arasından...

Tanrı'ya inanan adam olmak kolay, asıl zorluk Tanrı'nın inanacağı adam olmakta! Ne ki insanın en kalın perdelerden biridir aramak, ve fakat gerçekte aranıyor olduğunu bilmemek!

Şükür ki Şems'in 'Hırka'sı hâlâ içimizi ısıtmaya devam ediyor: "Bana göre arayan Tanrı'dır. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiçbir kitapta meşhur olmadı." (Şems-i Tebrizî, Makalât)


* * *

Ne diyeyim sana ey tâlib, aşk'tan biraz haberdar olsaydın, aşka kurallar icad etmeye kalkışmazdın!

Alıntı: Dücane Cündi oğlu

Adsız dedi ki...

BİLGİ YOK, YORUM ÇOK



Elif Şafak'ın gönlü, acep şu akla zarar tamlamanın tüm günahını, mâşukların sultanı Şems-i Tebrizî'ye yüklerken hiç mi sızlamamış?

— Gönlü Geniş ve Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin Kırk Kuralı.

(Üç defa üst üste yanlışsız telâffuz edebilene ödül vermeli!)

Şems, güya diyesiymiş ki: "Bu kurallar benim için tabiat kuralları kadar evrensel, onlar kadar temeldir." (s. 63)

Tabiat kuralları kadar evrenselmiş! Acaba yukarıda yeni çağ filozoflarından Francis Bacon'ın veya John Locke'un bir şakirdi mi konuşuyor, yoksa 13. yüzyılın, o mucizelerin ve kerametlerin hükümfermâ olduğu âşıklar dünyasının yaramaz çocuğu Şems-i Tebrizî mi?

Görünen o ki yazar kendi kelimelerini, kendi cümlelerini kimin ağzına koyduğunun hiç de farkında değil. Meselâ, Şems bir defasında çatıp kaşlarını söyleniyor: "Bu Allah'tan rol çalmak olur!" (s. 120)

Bir yerde de şu tuhaf ifade yakıştırılmış ağzına: "Bizim tek mezhebimiz var: Allah." (s. 78)

Peki ya, zavallı pirimiz Bâyezid-i Bistamî'nin başına gelenler?! O da güya şöyle demiş: "Hırkamda Allah var!" (s. 200)

O da ne öyle, hâşâ, "Cebimde akreb var!" der gibi!

Çöl Gülü, Hristiyan okurların ihtiyaçları da dikkate alınarak yaratılan bir Maria Magdalena taklidi. Şems'in irşadıyla hidayete eren bir fahişe.

Kenan şehrindeki kadınların Hz. Yusuf hakkında "Allah için bu bir insan değil, ancak değerli bir melek!" şeklindeki şaşkınlıklarını hikâye ettikten sonra bu kadıncağız şöyle diyor:

— "Bir meleğe aşık oldu diye kim Züleyha'yı suçlayabilir ki?"

(s. 381)

Kim olacak, kendisinden ayetler aktarılan Kur'an'ın sahibi!

Kur'anî mecaz, yazarın elinde hakikate dönüşmüş. Yazar surenin bütününü dikkate almamış ve Aziz'in karısının/Züleyha'nın(!) Hz. Yusuf'la birlikte olmak için zora başvurduğunu, emeline ulaşamayınca da onu zindana attırdığını aklına bile getirmemiş. İşin 'aşk' kısmı, gerçekte nedamet sahnesinden sonra başlar; 'nefs-i emmare' itirafından sonra.... yani kötülüğü emreden nefsin, Rabbinden af dilemesinden sonra...

Bütün dinler 'yasak aşk' (zina) meselesini ciddiye alırlar. Arzular bir duygu olarak kalmayıp fiile (ihtirasa) dönüştüğünde, tabiatıyla onu bir suç olarak görürler, bir düşüklük, bir kötülük olarak adlandırırlar. Karşılığında da iffeti, edebi ve ahlâkı yüceltirler.

Elif Hanım'a tavsiyem, Issız Adam'ın gözü yaşlı seyircilerinin etkileneceği türden hikmetler serdetmeden önce, meşgul olduğu sahanın kendisinden beklediği asgari özeni göstermeleri; ve meselâ, Kur'an'ın anlatımı bir yana, Yusuf ile Züleyha hikâyelerindeki nüanslara hakettikleri dikkati vermeleri...

Yanlış anlaşılmasın, bir romancıdan ahlâkî va-azlar döktürmesini bekliyor değilim. Aksine tüm beklentim birazcık özen, birazcık titizlik. Üstelik dinsel filan da değil, sadece sanatsal!

Elif Hanım, romanınızı tüm dikkatimle okudum, ve şu kanaate vardım ki siz sanat değil, resmen propaganda yapıyorsunuz! Ortak değerlerimizin içini boşaltmakla kalmıyor, o boşalan alana, sözümona aşk diye diye modernliğin en çiğ, en batıl inançlarını boca ediyorsunuz.

Bu sufilik edebiyatı bir New Age modası! Bu aşk edebiyatı ise tam bir kitsch!

Çağımızın mülkiyet ve cinsiyet putlarına tapınan zavallı kölelere, irfan geleneğimizin, o uğruna hiç emek sarfedilmemiş saygınlığından yararlanılarak ucuz tatminler hediye etmek!

Ne büyük zavallılık!

Oysa altın bulmak ümidiyle erenlerin türbesine kazma vurulmaz!

KAFveNUN dedi ki...

Eyvallahh... Bir kitap analizi bu kadar dolu ve bu kadar yalın bir dille anlatılır. Elif Şafak okursa yazdıklarınızı yeniden yazmalı satırlarını...
Dua İle