24.4.08

Hayallerim Kayıp

Sen benim kavgamdın. Boyum henüz kapının kolunu açacak kadar büyümemişti. Hâlâ annem açıyordu, dışarı çıkmak isteyince dış kapıyı.
Ne kadar zor ve uzun gelirdi o zaman kapılar. Bazen korkunç canavarlara bile benzettiğim olurdu.
Çocukluk bu ya ayakkabımı tek başıma giyme hayalleri kurardım. Büyüyecek ve tek başına çıkacaktım dışarıya, bu kadar kolay ve bu kadar basit olacaktı her şey işte.
İlk öğrendiğim şeydi ayakkabımın bağcıklarını bağlamak. Bilsen ne çok sevinmiştim o gün. Hayatdaki her şeyi öğrendiğimi sanmıştım.
Çocukluk bu ya, öyleydi de. Sen kavgayı hiç sevmezdin bilirdim. En nefret ettiğin şey birinin dövülmesiydi. Bu sana hiç adil gelmezdi. Her kavgaya tutuştuklarında mahallenin çocukları, ağlardın sen. Neden ağladığını hiç anlamazdım. Sırf sen üzülme diye, kimseyle arkadaşlık etmez, kimsenin oyununa katılmazdım.
Ancak bazen benim de üzerime gelirlerdi. Boyumdan büyük boylarına, benden çok daha güçlü pazılarına rağmen, onlarla kavgaya tutuşur ama hep yenilen taraf olurdum.
Senin beni cesur görmeni isterdim. Dayak yesem de, her yerim kanasa da sen cesur görmeliydin beni.
Her şeye rağmen seni koruduğumu bilmeliydin. Çocukluk işte, o anlarda seni her şeyden koruyacağımı düşünür; içten içe gururlanırdım. Adımlarımı farklı atar, ayaklarımı kaldırır daha uzun görünmeye çalışırdım. Büyüdüğümü görmek, beni çok mutlu ederdi.
Böyle günlerde eve gitmeyi hiç istemezdim. Saatlerce dışarıda kalır senin gidişini izlerdim. Çünkü her kavganın ardında annesinden azar işiten, babasından “Sen neden dövemedin?” diye dayak yiyendim.
Hiç ağlamazdım. Aslında yaşlarım akardı ve ben onları tutmaya çalışırdım. Babam dövse de her akşam beni, ben onu severdim. “Sevmem gerekliymiş” sen öyle söylemiştin.
Ama bu kadar acıya rağmen, hiç vazgeçmeyendim. Çünkü sen benim yüreğimdin.
Sabahları zor olurdu bizim evde. Hep “keşke hiç akşam olmasa da seni görsem” diye duâ ederdim. İsteğimin olmayacağını bilirdim ama seni ne kadar sevdiğimi tekrarlamış gibi hissederdim bu halimi.
***
Derken zaman geçti gitti. Hepimiz koca koca insanlar olduk. Ancak ben yüreğimi o çocukta bıraktım. Saf, temiz ve küçük şeylerden bile, dünya kadar umut çıkaran o çocukta. Hayatı kapı kolunda gören, sevmeyi öğrenmiş, nefreti hiç tanımayan bir çocuktu o.
Arasam belki bulurum biliyorum. Artık aramak değil hayal etmek istiyorum. Zira ne zamandır hayallerim kayıp, arada bu şekilde buluyorum.

5 yorum:

Nesrin dedi ki...

Büyümek istemez bazen insan;
Resim yaparken dağların ardından gülen yüzlü bi güneş ile kapısından ırmak geçen bi evi çizmeyi ister .küskünlükleri birkaç dakikadan fazla sürmesin ister."ben yürürken neden ay da benimle yürüyo" gibi sorularla büyükleri çıldırtmak,bir tırtılın kelebeğe dönüşmesine şaşırmak ister.ve en önemlisi hayal kurmanın tadı damağından hiç gitmesin ister.hayallerin bol olsun ablacım :))

KAFveNUN dedi ki...

Ve sinirlenip bir gün, toplayıp bütün eşyasını taşıyamayınca yardım isteyen de bizdik. Ve babasının karşıda ki bakkal olmasını; doktor, öğretmen yada mühendis olmasına tercih edecek kadar çocuktuk hemde..
Seninde canım; yedi renkli olsun hemide hayallerin.

phaloe dedi ki...

henüz çok yaşlanmamışken,
çocukluğuma dair bildiklerimi unutmaya başlamışım..
herşey daha mı güzeldi,
herşey büyüdükten sonra mı kirlendi?..

Osman AKTAN dedi ki...

Selamlar yazınızı yıllardır gazeteden takip ediyordum.Çarşamba günkü gazetedeki yazınızdan sitenizi farkettim..

Rabbim himmetinizi ve şevkinizi daim kılsın inşallah..Dua ve hep ümitle kalın..

KAFveNUN dedi ki...

Eski bir dostsunuz öyleyse. Efendim hoşgelmişsiniz.
Teşekkür ederim, duygularınızı paylaştığınız için.
Rabbim sizinde himmetinizi ve şevkinizi arttırıp daim etsin.
selam ve dua ile..