20.1.09

16.1.09

Sensizlik Acı Bir Çığlık


Sensizlik acı bir çığlık.

Tüm yeryüzünü ayağa kaldıran bir çığlık. Duyulduğu anda ne olduğunu anlamadan, tüm insanları pencerelere, kapılara koşturan bir ses. Kimsenin birbirine birşey sormaya cesaret edemeden öylece beklediği bir an. Her an herşey olabilir ihtimaliyle, yüreğin yerinden çıkacak gibi atması.
Sensizlik korkudan konuşamamak.
Gözlerini bir tarafa çevirip, işaret dahi edememek. Öylece bakakalmak. Bir daha kelimeleri bir araya getirip, cümle kuramamak. Çevredekilerin korkulu ve kaygılı bakışları arasında, yüzündeki tüm yaşam alametlerinin silinmesi demek.

Sensizlik acizliğin nihayeti demek.
Tüm soru işaretlerini bir araya toplayıp, altında ezilmek ve bir tek cevaba bin ömür vermek. Ölümün semtine taşınıp, her gün aynı nefesi ensende hissedip, hiç ölememek. Keskin bir kan kokusu duymak her sabah. Ve benliğin bir uçurumun kenarında afallayarak beklemesi.

Sensizlik söyleyecek ne çok şey varken hiç bir şey diyememek.
Evde ekmek bekleyen çocuklarına "ne diyeceğim" diye, sokakta saatlerce dolaşan bir babanın gözlerinde ki damla.
Bir annenin "şimdi uyuyun babanız gelir" diyerek çocuklarını uyutması... Onlar uyurken, pencereye yaslanıp, kimsenin gelmeyeceğini bildiği yola bin ümitle bakması demek.

Sensizlik varlıktan istifa etmek.
Anlamsız bir yaşamın içinde, döne döne anlam aramak. Gelene geçene sorup, cevapsızlığa sukut bulaştırmak. Konuşacak takati bulamayıp, olduğu yere yığılmak.
Sensizlik istemek.
Dünyada verilmeyen herşeyi, ahirete ertelemek. Orada kavuşma umuduyla bu dünyadan göçme telaşı. Elleri semaya kaldırıp, sadece sukut halinde kalmak. Yüreğin sözü sahiplenip, sahibine halini arz etme makamı.
Bir teslimiyet.

Sensizlik "belki".
Küçük bir gıcırtıya uyanmak, her telefon sesine koşmak. Sessizlikten, ses duyurmak. Evden hiç dışarı çıkmamak. Geçen her mevsime bir "keşke" ekleyip kapılara "hoşgeldin" yazmak.

Sensizlik büyü.
Hiç umulmadık kapılarda medet aramak. "Gelir" diyen her dili kıymetten sayıp, fallara adını yazıp, kağıtlardaki ismini sularda çözüp içmek. Sensizlik muskalar yapıp üzerinde taşımak. Bir bıçağa bilek uzatıp, damla damla kan akıtmak...

Sensizlik dilin, bedene ihaneti.
Her seferinde, aynı isimle atan, aynı ismi tekrarlayan dile ket vurmak. İlle de istenileni yok sayıp, unutmak. Bir idam mangasına teslim edip, en büyük anıları asmak. Tek bir göz kırpışına izin vermeden, geçmişin ölümünü izlemek.

Sensizlik acıdan buz kesmiş bir yüzde, acımsı bir gülüş.

Ağlamayı bile becerememek....

saadet bayri

Bağlı mısınız Yoksa Bağımlı mısınız?

Sahiplenmeyi seven bir fıtratta yaratıldığımızdan mıdır nedir, yoksa “benim” demek çok hoşumuza gittiğinden midir bilinmez; ancak bildiğim bir gerçek var ki, köleleştikçe mutlu oluyoruz. Bağlanmaktan değil de, bağımlı yaşamak daha fazla haz veriyor galiba. Anne, baba, kardeş, arkadaş, dost, eş, sevgili ya da çocuk…
Kim bizimse, her şeyiyle hayatına el atmak, her şeyiyle hayatını yönetmek istiyoruz. Ve çevremizdeki herkes bu yöneticiliğimizi görsün, bu hâlimize şahit olsun diye de başkalarının gözüne soka soka yaşıyoruz bu hâllerimizi. Muhatabımız bu hâlimize ne kadar itaat ederse, o kadar mutlu oluyoruz. Genelde evli çiftler arasında olan bu durum, giderek hastalık hâlini alıyor. Ve kişiyi artık yaşamın içinde dayanılmaz stres ve sorunların içine itiyor. Bağımlılık yaşayan kişi, ne yazık ki kendi yakalandığı bu hastalığını eşine de zorla bulaştırmaya çalışıyor. Karşısındakinden aynı şekilde bağımlılık bekliyor zira.
Oysa evliliğin temelindeki esas; bağlılıktır. Bağımlık değil. Ancak bu durum çoğu zaman hiç fark edilmez. Yakın zamanda yaşadığım bir olay bu konuyu araştırmaya itti. Ve bulduğum sonuçlar hayli şaşırttı. Zira bağımlılık yaşan eş, eşi evde olduğu yada birlikte vakit geçirildiği zamanlarda çok mutlu olup, her şey toz pembe görürken, olmadığı zamanlarda hayatı kendine zehir ediyor.
Eli ya telefona, ya mesaja gidiyor. Olmadı internette ki özel alanlarını sürekli kontrol edip, rahatlama yolunu seçiyor. Bağımlı kişi istiyor ki; karşı taraf dakika dakika arasın hesap versin. Nerede? Ne yapıyor yada yapacak? Bildirsin. Bu durum kıskançlığı da beraberinde getiriyor. Öyle ki, eşi sadece kendisini sevsin. Başka hiç kimse onun için önemli olmasın.(anne ve kardeş dâhil) Sosyal çevresinden rahatsız olur. Kendisinden önce tanıdığı kişiler artık onun inisiyatifine kalmıştır. İsterse görüştürür. Ama istemezse, türlü entrika yada huysuzlukla kişiyi bu arkadaşlarından uzaklaştırır. Eşinin bütün planlarının içinde olmak ister. Sürekli başında durur. Kim ne dedi? O ne yazdı? Öbürü ne söyledi? Bilmek ister. Her ortamda sürekli onunla ilgilenmesini bekler, hasbelkader başka bir yöne dönerse kıskançlıktan çıldırır.. Ve zamanla bağımlı kişi özsaygısını kaybeder. Peki, bu durumda kurtulmanın çaresi nedir? Eşlerin bilmesi gereken: bağlılıkla bağımlılığı birbirinden ayıran en önemli ölçü birbirine güvendir.
Güven, birlikteliğin temelini sağlamlaştırır, duygusal olarak ta mutlu eder. Bağlılık kişinin milyonlarca söze gerek duymadan, sevgisini belirtme biçimidir. En önemlisi yapılan tüm güzel hareketler, boynunda bir ip olduğu için değil, istenildiği içindir.
Çiftler, birbirinin özel alanlarına saygı duymayı öğrenmiş, sürekli karıştırıp, didiklemenin bir sonuç vermeyeceğini aksine bunaltacağını farkedip, birbirini özkimlikleriyle kabul etmiştir. Problemler mutlaka çıkacaktır ancak bunlar başkaları yüzünden değil; iki farklı karakterin bir araya gelinmesinden kaynaklanmaktadır.
Baharda esen meltem gibi de, incitmeden geçip gider bu tür sorunlar. İki tarafta birbirini kontrolü altına almaya çalışmamaktadır.
Birbirlerinin arkadaşlarına ve sosyal çevrelerine saygı duyduklarından, korku, kıskançlık yoktur. Her iki tarafta kendine ait yaşam alanları olduğunu bilir ve asla birbirini bu alanlardan dolayı rahatsız etmezler. Şimdi siz karar verin bağlı mısınız? Yoksa bağımlı mısınız? saadet bayri

10.1.09

"Unuttum" derken hatırladım

Desem ki aşklar yarım kaldığı için özlenir.
Yalan...
Aşk yaşandıkça özlenendir.
Rüzgar değildir içimi harlayan, özlemindir her akşam pencereleri zorlayan. Kavuşmak aşkın nefesi olsa da, kavuşamamak ecel sedyesinde can çekişmek bilesin. "Ha geldi, ha gelecek.." derken bir türlü son nefesi verememektir göresin.
Desem ki kış geldi, havada dondurucu bir soğuk, insanlar evlerinden çıkmıyor. Kediler hariç... Bu şehrin en cesuru onlar... Kediler, her şeye inat yine aynı asaletiyle bak oradalar. Ne açlık, ne soğuk, ne başka birşey isyan ettirip, intihar ettirmiyor onları...
İşte aşk böyle bişey sevgili. Tüm zorluklara rağmen, aynı yerde durabilmek...
Küçükken karlı havalara aşıktım çünkü annem karlı havalarda asla dışarı bırakmazdı. Ama ben yine de penceremin kenarına oturur, saatlerce izlerdim arkadaşlarımı. En üyük hayalimdi; kara dokunup kardan adam yapmak..
Olmadı..
Şimdilerde çok kar yağdı, defalarca karda yürüdüm, hatta koşup, yuvarlandım. Kardan adamlarım bile oldu kocaman kocaman. Ama hiçbiri o pencereden bakan çocuğun içindeki özlemi azaltmıyor, hiçbiri o zamanki kadar tatlı ve güzel olmayacak, olmuyor da.
Aşkta öyle...
İlk defa seversin birini, belki kavuşamazsın, belki hiç duyuramazsın, yer bitirirsin kendini... Sonra aradan zaman geçer hafta ay yada yıl her neyse... Belki çok sevdiklerin olur, seni çok severler. Ama yine de dönüp "Ondan çok sevdim." derken, karşılaştırdığın da hala odur.
Ve bilirsin hiç bir aşk, artık onun gibi olmayacaktır. Mazinin en görkemli yerine kurulup, her seferinde karşına çıkacaktır. Aşk "unuttum" derken başlayandır..
En olmayacak yerimizden yara alırken, akan sızıntıyı görmemeye çalışırken. Hiç olmayacak şeylere gülerken, kahkahalarının arasından, bir damla sessizce akar gözlerinden.
İşte odur, sevgilinin adını yazan yanaklarına. Gülümserken akan damlalardır, haber veren ondan sana. Gecelerce döktüğün yaşlar acizliğini anlatır.
Ama o damla "sevmiştim" der, kıvrıla kıvrıla...
saadet bayri

30.12.08

Gece kokan sevdalar

Hey gidi uğruna gecelerimizi rüşvet verdiğimiz sevdalarımız.
İsmini ismimizden önce söylediğimiz aşklarımız.
Köşesi kırılmış camlardan dışarı bakarken, soğuktan titreyen ellerimizi ağzımızdan çıkan havayla ısıttığımız, soğuk ve bir o kadar sıcak gecelerimiz. Her sabah utanarak tekrarladığımız "bir gün mutalaka söyleyeceğim" diye ezberlediğimiz cümlelerimiz.
Gecenin karanlığına açılan ellerimizle emanet ettiğimiz dualarımız. Siyaha karışan damlalarımız. "Delikanlı adama sevda haram" diye kendimizi kandırdığımız günlerimiz.
O giderken "dur" diyemeyen gururumuz. Gelecek her güne eklediğimiz "keşke" lerimiz.
Delikanlı olmak, bir aşka ağlamayı yakıştırmasada...
Siyah beyazla nöbet teslimi yaparken, en zifirisine saklanıp odanın gizli gizli ağlamak, sessiz sessiz iç çekip, bitmekti en büyük sevdakeşlik.
Ellerimiz de pankartlar, dilimizde manasını bilmediğimiz şiirlerle koşarken sokak aralarında, "Seni Seviyorum" buruk bir ar olarak kaldı kalbin en tenhasında.
Şimdi "biz" demeden geçip giden "ben" li günlerimiz, yaşadıklarımız ve yaşayacakalarımız garip bir anı olarak kaldı hatıraların tavan arasında. Hesap sorduğumuz kimse kalmadı, bizden başka.
saadet bayri

Ölüm Şaşkındı Halimize

Gözleri nemli bir gece karşılardı ikimizi. Durur sessizce bakardık yiten saatlerin ardından...
Yüreğimizin en tenha caddesine oturur, hıçkıra hıçkıra ağlardık. Sakinleşince "ağlamayı özlemişim" der, uzun uzun susardık.
Belki de aradığımızı bulamamanın verdiği bir hüzündü bizde ki; yıllarca arayıp bulamamanın verdiği bir hidett...
Ne olduğunu bilemeden geçip giderdi zaman..
Serinleten bir esinti gelir,dilimizden bir "ah" alır giderdi. Yüreğin hudutlarını zorlardı kaybettiklerimiz. Ancak ne biz anlardık ne başkası...
Ölüm nasıl bir şeydi...
Öleciğimizi bile bile "her an gelebilirim" diye haber göndermişken, bizi hala nasıl güldürebiliyordu. Şaşıp kalmıştık bu halimize.
saadet bayri

24.12.08

Hoşgeldin Sevgili

Sen hala benim nuruaynımsın.
Aradan bunca yıl geçti, geldiğin günün üzerine kar yağdı, yağmurlar ayak izlerini sildi. "Seni sevdim" dediğim günün bilmem kaçıncı yıldönümünü kutladım. Ama hala ilk heyecanla beklenip, özlenmektesin sevgili.
Bugün gelişini bilmem kaçıncı kezdir bekliyorum penceremde, birazdan elinde çantan, saçlarında bahar esintisi, ellerinde yaşamanın verdiği bir beyazlıkla geleceksin.
Ben ilk defa görüyormuş gibi seni, yine tutamayacağım gözlerimdeki destursuz damlalarımı. İnsan mutluluktan da ağlarmış, öğrettin bana sevgili...
Sen hala aynı tazelikte sevilmektesin.
Ne arttı sevgim ne azaldı, sen hep kıvamında sevilenlerdesin. Zira seni, o kadar beklentisiz ve kırıksız sevdim ki, ne yaptığın harikalıklar arttırıyor sevgimi, ne yaptığın yanlışlıklar azaltıyor tutkumu. Ben seni sadece "sensin" diye sevdim sevgili...
Anlatsam kimse anlamaz biliyorum. Kavuşmak yarı yarıya kaybetmektir derler. Oysa kavuşmak sahiplenmektir ve aşkın sınavdan geçme anıdır. Aşk işte o zaman aşk olur sevgili.
Mecnun kavuşamadığı için "Leyla" dedi deseler de... Aşıklar kavuşamadığı için unutmaz, daha bir fazla sever deseler de..
Sen bana tüm doğruları, tüm acabaları yıktırdın. Bana ait doğrular yaşattın sevgili. Şimdi üç yılın ardından tüm dünyaya bağırarak diyorum ki: Seni bana ilk geldiğin günkü kadar çok seviyorum sevgili...
Ve ben her gün bakışını, gülüşünü ve sözlerini hala ilk defa görüyor, duyuyor gibi heyecanlanıyor, bana geldiğin ilk günü hayatımın en kutsal günü sayıyorum...
Ve sen, her günüme hoşgeldin sevgili.
saadet bayri

1.12.08

Dün anladım...

Tüm şairler yalan söylemiş... Tüm yazılanlar kandırdı beni...
Güzel dediğim satırlar, ezberlediğim mısralar silinsin artık hafızamdan.
En büyük aşık dün; "sevda dilsiz olur." dedi.
Ve sustu.
O susunca dünya sustu. Alem başka bir renge büründü. Göğün rengi açıldı, beyaza döndü.
Rüzgar sessizce esip uçurdu tüm hafif olanları. Ağırlığıyla karşı koyanları, okşayıp geçti.

En büyük aşık dün; "Ömrün yetmez, anlatmaya" dedi.
O an zaman bir nefes kadar kısaldı. Aldım, ya veremezsem telaşı düştü.

Ve yürek; "bu kadar kısa zamana sevda fazla" dedi.

Dün bir aşık; "insan aşığım demesin, unutmaya meyilli bir yürek taşırken." dedi.

Gözlerimden tane tane yaş düştü. Hatırlamaya çalışırken, çok sevdim dediğim o yüzü.

Gözlerim semaya kaydı....

Dün bir aşık; "ömür fani aşka kifayet etmez" dedi.

Ve ben dün anladım: Mecnun "Leyla" derken, neden "Mevla" dedi.

saadet bayri

21.11.08

Gidenler

En çok hiçbir şey söylemeden gidenleri sevdim ben.

Bir cümle dahi etmeden sessizce yitenleri.

Kimbilir bir akşam çayında kalmıştır sesi, bir kahve molasında unutmuştur 

affetmeyi.

Ardında unuttuklarını hatırlamadan gidşlerini izlemeyi sevdim bir de.

saadet bayri