Kimsesiz bir martıyım.Bütün martılar bırakıp gitti beni.
Martılar göç eder mi? deme...
Ben seni tanıdığımdan beri hiç uçmadım ki....
saadet bayri
Ellerim üşüdükçe, acımıyor canım ceplerimi arıyorum. Yada ağzımdaki havayla ısıtıyorum. Ama bugünyüreğimin elleri üşüdü.
Biz kimdik?
Siz hiç ağlamak isemediğiniz halde, ağladınız mı? Gitmek istemdiğiniz halde, gitmek zorunda kaldınız mı? Siz hiç içinizde fırtınalar koparken, dışarıdan sakin sular gibi durdunuz mu? Siz hiç yeminler edip, pişman oldunuz mu?
Unutmak...
sanırım yazmanın en zor tarafıdır, kendini anlatmaya kalkmak. kalem sahibine gelince lal oluyor, taşlaşıp kalıyor... başkalarına ait yaşamları çok güzel anlatırken, kendine gelince susmayı tercih ediyor.
Sana bir sır vereyim: ben şair değilim. Ama inan sevgilim, bir gün kelimeler dilime gelemeyecek kadar acizleşirse, yaşlarım çekip giderse habersiz... O gün bil ki, ben yaşamımı sende temize çekmişim. Elime kalem almayı bilemesemde üzülme... Ben sana ithaf ettim yeryüzündeki bütün şiirleri. Şimdi bütün sevgililer mısrasız kaldı, üzgünüm.
kar altından çıkar, her zemherirde...
Yazmayı unutmuş değilim, sadece sana ulaşmayan mekuplar saklıyorum. Sayısı belli değil, geçmişe tarih kazıyorum.
Bir alış veriş merkezi bayram için kampanya başlatmış: “bu bayramda sevdiklerinize kartpostal yollayın, nostalji yaşatın.”
Gideceğim yeri sorma bana. Gitmeye kalkınca elbet gidilecek yer bulunur. Her yer karanlık ve soğuk... İsim o yada bu ne değişir. Bir başka dünya, başka bir şehir yada hiç tanımadığım bir yürek.
Olmayanım. Hiç olmayacak yanım. Bir daha var olmayacak eksik tarafım. Adının yanına hasret eklediğim. Yalnızlığa sarıp sarmaladığım. Hiç bir göz değmesin diye gözlerine,
"kendine iyi bak." dedin giderken,
Bir yerlere gizlemeliyim kendimi.
Bir anda girer yüreğinize aşk.
Özlemek, özleniliyorsa güzeldir.
Unutamadığınız acılarınız vardır.
Küçükken hayatı çok eğlenceli sanırdım.
Hepimizin yaşadıklarımıza dair pişmanlıkları vardır. İtiraf ettiğimizde çok geç kaldığımız. "Keşke" dediğimizde, "keşke" demenin bile vaktinin geçtiği zamanlarımız. Bir anlık öfkeyle söylenen sözlerimiz. Başkalarına danışarak aldığımız kararlar, bunun neticesinde yanlışlıklarımız vardır. Daha sonra hata yapıldığı bilindiği halde, geriye dönemediğimiz için sancılarımız. "Eyvah ben ne yaptım." Diyemeyecek kadar altında ezildiğimiz fevri hallerimiz.İnsanı ne kadar harap eder, ne kadar ezer bu durumlar. Bu ezilmişliğin altında da sadece bizim duyduğumuz çığlıklar kalır. Öyle bir sızı girer ki yüreğimize, acısı senelerce geçmez.Yaşanan en ufak sorunda acı en ücra yerinden çıkıp, dikilir karşımıza. Başımız öne eğilir, kelimeler biter. Belki kendimizi suçlarız, belki bir kaç kişiyi. Suçlu kim olursa olsun, pişmanlıklarımıza sebep olanlar hiç bir şey olmamış gibi hayatını yaşarken, sancıyı yüreğine alan çeker. Birçok dost, arkadaş, sayısız sevenlerde olsa etrafta, pişmanlık girdi mi yüreğe acısı kolay kolay geçmez. Yaşadığımız en ufak bir sorunda "keşke o zaman şunu şöyle yapsaydım" der kalırız. Ne geriye dönebilir, ne geçmişten âna gelebiliriz. İki çarmıh arasına gider gelir ömür. Ne kadar kitap okunsa, söz dinlense, nasihat uygulanmaya konulsa da nafile, bir kere pişmanlık gelip keyfince kurulmuştur tahtına. Her anda batırır iğnesini, kekremsi bir tat alır yaşananlar. Ve insan sonunda anlar: ağlamakta tek başına, gülmekte. Geriye dönüşü olmayan her olay insanı perişan eder. Bu sebeple "Hayır- Evet" demeden önce iyice düşünmeli kişi. “Bu kararı vermemde sebep ne; korkularım mı gerçekler mi?” diye defalarca sormalı. Zira sağlıklı alınan her karar, seneler sonrada hatırlansa "iyiki öyle olmuş." dedirtir insana. En zor anda dahi sızlatmaz kişiyi. Ama insan bazen ayrıntılarda boğulur. Korkularına teslim olur. Ayrıntılar karşısına geldiğinde korku silahlarıyla savaşır onlarla ve kaybeder. Kaybını yıllar sonra başka bir olayın için de fark edince, işte o an kayar gider elinden, benim dediği bütün sahiplikleri. Bardak yere düşmüş ve kırılmıştır artık. Ağlasa da boş, yalvarsa da ...İnsan bazen yüreğini hiç bir yere sığdıramaz, kimselere emanet edemez. Onu her şeyden, herkesten saklar. Belki vermiştir de yere düşürülmüş, bir yerleri çizilmiştir. Bu düşmeden arta kalanlar bu kadar çekingen yapmıştır. Tecrübeler insanı olduğundan, istediğinden daha farklı davranmaya iter. Unutulan ise, hayat bazen gözü kara olmayı ister. Ve insan fark eder ki: cesaretle korkaklık birbirine tıpatıp benzer."Ayı yavrusunu severken öldürürmüş" derler. İnsanlarda birbirinin kıymetini kaybedince anlar. Tam yitip giderken elimizden çok sevdiklerimiz, birçok sözler veririz. "Bir daha öyle yapmayacağım, bir daha bu şekilde olmayacak" diye. Belki gerçekten değişmişizdir, evet bir daha bu şekilde olmayacaktır. Karşımızdakini üzdüğümüz o olaylar tekrarlanmayacaktır. Ama bitmiştir artık. Kırılan bir bardak değil yürektir ve her şey incelikten kırılırken, bir yürek kalınlıktan kırılır. Fark edildiğinde yapılacak bir şey kalmamıştır. Pişmanlık. Yalvarsak ta, kölede olsak bitmiştir artık. Dal kırılmış bir kere, artık rüzgâr dinse de olur dinmese de.. Yarının, diğerlerinin kıymetini bilmek için bazen kaybetmek gerekir. Yoksa ne gelenin kıymeti bilinir, ne kazanılanın, ne verilenin, ne affedilenin. Bazen kişi kendini çok güçlü hisseder. O kadar güçlü ki, hiç düşünmeden yakar her şeyi, her yeri. Sonra yaktıklarının en çok ihtiyacı olanlar olduğunu görünce, küllerin başında ağlamayı bile gurur sayar. Giderken daha hızlı koşar, yaşlar savrulurken etrafa. Her birimizin ayrı ayı pişmanlıkları var. Ancak pişmanlıklarımızı itiraftan bile aciziz bazen. Gururumuzdan, korkularımızdan neler yitti hayatımızdan, ne başlamalara geç kaldık. Başkaları yüzünden ne keşkelerimizi düzeltme imkânlarını kaçırdık elimizden. Konumumuzdan, çevremizden, yada “nederler” demekten, bir özür bile dileyemedik.Küçük korkular çekti yaşamımızın satır başlarını. Ve hayat her olayda fısıldadı "son kullanma tarihim yok ey insanoğlu" saadet bayri
Ne desem isminle başlıyorum. Aldığım her nefesin içinde kokun.
Yanılma şansı vermedik hiç kendimize. Gözümüzün yaşına bakmadan sorguladık her şeyi. En ufak hareketimizi, bakışımızı sözlerimizi… “Bunu neden böyle yaptım? Neden oradaydım? Neden şöyle baktım?” diyerek tükettik anları. Çakışıp durduk kendimizle, karşımızdaki başkasıymış gibi. Bu kadar yakın ve o kadar uzaktık yani. İki yabancı gibi söyleşip durduk hep. Bu yüzden beğenemedik hiç. Her yaptığımız suç, her söylediğimiz yanlış oldu. Keşkelerin sayfasını okumaktan, sabahlara kadar uyumadık. Hep hata yapan, bir türlü doğruyu bulamayan taraf olarak kaldık. Peki, bu kadar suçlu olmanın, eleştirmenin neticesi ne oldu: Kocaman bir hiç!
Yani sen şimdi diyorsun ki;